film galasını yaptığında o şehirdeydim. filmin galası ve ben. ikimizde evlerimizden uzaktık. ikimiz de yabancı. ikimiz de ürkek. iki umarsız çocuk (buralar hep üç nokta)
ben ne diyorum yahu :)) neyse işte diyorum ki ben bu filmi severim hacı. büyük ihtimal. evrenin işlerine inanıyorum artık. gala dakikalarında rakı içiyordum ben aynı şehirde.
hayat var'ın görüntü yönetmeni reha erdem kadrolusu florent herry, kosmos'da da bu görevi üstlenmiş. ve ödülünü almış. hatta altın portakalda kosmos en iyi film ödülünü paylaşmıştı bornova bornova'yla.
hadi bakalım hayırlısı olsun.
gelsin lan artık film.
öptm kib bye
enerji işlerine bayılan okanitto
kosmos link:http://www.arabulvideo.com/index.php?id=2155&itemid=1&option=com_seyret&task=videodirectlink
video
19 Şubat 2010 Cuma
vicky cristina barcelona spain
filmde beni en çok düşündüren sözler ki bence dünyanın en acıklı hikayelerinden biri cristina'nın o sanatsal dudaklarından çıkıyor:
"sanatı anlıyorum ve değerini biliyorum. müziği de seviyorum ama bir yeteneğim yok. ve bu da dışarı vurmak istediklerimi düşününce gerçekten üzücü"
belki de yakın hissetim kendime.. ama şu var filmde sadece bunu yakın hissettim, gerisi hiiiç ilgimi çekmedi.
öptm kib bye
katalan ruhu taşıyan ama bu barcelona hikayesini sevmeyen okanitto
"zemfira'yı tanımak"
[evet soul kitchen ikinci konuğunu da iftiharla takdim eder efenim.. leziz bir müzik post'u ile DecisionS teveccüh etti, teşekkürler sevgiler saygılarr nümayişşş galeyaaannn... lafı uzatmıyorum ve decisions'ı stüdyoda yakaladık magazinliğiyle bitiriyorum. öptm kib bye. ulan nasıl yazasım var bu ara ama acaip yoğun oldum bir kaç gündür. neyse döncem ben size :P]
Zemfira Talgatovna Ramazanova, Talgat kızı Zemfira 76 da Ufa da doğar. Ufa Başkortostanın başkenti, şahsen bulundum, gerek kültür gelişmişlik gerekse eğitim gelir açısından Rus Federasyonunun en güzel şehirlerinden biri,nüfus Tatar ve Başkırtlardan oluşuyor.
***
5 yaşında müzik okuluna kaydolur 7 yaşında ilk bestesini yapar. Abisi Ramil'in etkisiyle Rock müziğiyle tanışır. Başarılı bir basketbolcudur aynı zamanda, Rus yıldızlar bayan basketbol takımının kaptanıdır. Klasik müziğe olan etkisi azalır o zamanlar revaçta olan Rus gruplarının şarkılarını cover ederler arkadaşlarıyla birlikte. Bunlardan biri de Kino'dur. Benim en sevdiğim gruplardan biri aynı zamanda ve tanıması ve ününün yayılmasında Kino şarkıları şok önemli bir yer tutar düşüncesindeyim.
Basketbolla müzik aynı anda yürümez, annesinin de ısrarıyla tekrar müziğe yönelir, piyano ve şan eğitimi alır, dereceyle mezun olur.
***
Ufa radyosunda ses mühendisi olarak iş bulur, aynı zamanda kendi şarkıları üzerinde çalışır.
Okuldan tanıdığı arkadaşlarıyla Zemfira'yı kurar, Ufa'da birçok yerde sahne alırlar.
Demolarını birçok yere gönderirler, sonuçta Moskovalı Rock grubu Mumiy Troll'un kurucusu Ilya Lagutenko tarafından keşfedilirler.
***
99 da Zemfira albümü yayınlanır. Rock müziğine aç ve Batıya göre oldukça kapalı kalmış Rus toplumu tarafından adeta sünger gibi emilirler.
Kino'dan sonra bu kadar ses getiren başka bir grup olmamıştır.
Küçük bir ayrıntı, 90 da solistleri Victor Tsoi'un bir araba kazasında hayatını yitirmesi Kino'nun sonu olmuştur.
Ayrıca bir Rock grubunun solistinin kadın olması kapitalizme yeni yeni açılan Ruslara çok yabancıdır. Zemfira birçok kadın programına katılmış tipik evkadını sorularına maruz kalmıştır.
"neden makyaj yapmıyorsun?"
"kocan var mı?"
"genç bir kızsın , bu depresyon nedir?
"yemek yapmayı biliyor musun?"
Zemfira zeki bi hatundur; " araba bile tamir edebilirim neden yemek yapamayım?"
***
Cinsel tercihi spekülasyon konusu olsa da bu bizi hiç ilgilendirmez, ancak bilmek isteyenler için yazıyorum. Şarkı sözlerinden dolayı bu çıkarıma varılmıştır, söz konusu olan parça Sneg (KAR) dir. Zemfira özel yaşantısını hep özel tutmuştur.
Sneg (Snow)
I burst into your life, and you freaked out.
I wanted love and u didn’t want.
May be I’m saying something wrong?
U are silent. But listen to me!
I’m giving u a star, selling my soul…
Use ur ears!
I dreamed so, that ppl could think in a different way…
Uhm… ill-luck, I got myself under the distribution.
The first snow is there but even IT is useless.
God, I’m a cynic and u are talking about a soul!
Don’t harm my ears!
I realize: conversation is useless
I don’t wanna argue with u.
Do u believe? No… u even KNOW it.
U can fly down, fly away or get tired flying…
U can leave or stay…
But u are melting! Snow…
40 minutes were as short as a phrase “see u 2morrow”
the snow is on the boots and the utter lie in the eyes.
I’m so tired… what did u want? Do u know? …not…
Evidently there was something…
and that’s why u are playing the fool tensing me.
I realize: conversation is useless
I don’t wanna argue with u.
Do u believe? No… u even know it.
U can fly down, fly away or get tired flying…
U can leave or stay…
But u are melting! Snow…
Suzanne Vega'ya mı benzettiniz? ıııh bence alakası yoktur :)
***
Günler geçer Zemfira artık ünlüdür. Rammstein, Queen, eski Rus primadonnaları ile çalışır.
Önce Moskovaya yerleşir,felsefe okur, son olarak bildiğim Londrada yaşadığı.
Albümlerine devam eder. Şarkıları değiştirmeye bayılır, live kayıtları orjinalinden o kadar güzeldir ki ilk defa duymuş gibi şaşırırsınız.
Nitekim, aşık olunacak ama uzak durulması gereken melankolik kadınlardandır. Mutlak surette bilinmesi gereken bir müzisyendir.
Live kayıtları bir başka güzeldir, ilk olarak bir TV programından başlayayım, bir Kino cover ı . Kalite düşüm ama altyazı var ;)
Macho
Сказки (Tavsiye)
Samolet-Uçak Bu da benim en sevdiğim , Live version
ilginizi çeker de albümleri isterseniz
ftodecide@gmail.com
Zemfira Talgatovna Ramazanova, Talgat kızı Zemfira 76 da Ufa da doğar. Ufa Başkortostanın başkenti, şahsen bulundum, gerek kültür gelişmişlik gerekse eğitim gelir açısından Rus Federasyonunun en güzel şehirlerinden biri,nüfus Tatar ve Başkırtlardan oluşuyor.
***
5 yaşında müzik okuluna kaydolur 7 yaşında ilk bestesini yapar. Abisi Ramil'in etkisiyle Rock müziğiyle tanışır. Başarılı bir basketbolcudur aynı zamanda, Rus yıldızlar bayan basketbol takımının kaptanıdır. Klasik müziğe olan etkisi azalır o zamanlar revaçta olan Rus gruplarının şarkılarını cover ederler arkadaşlarıyla birlikte. Bunlardan biri de Kino'dur. Benim en sevdiğim gruplardan biri aynı zamanda ve tanıması ve ününün yayılmasında Kino şarkıları şok önemli bir yer tutar düşüncesindeyim.
Basketbolla müzik aynı anda yürümez, annesinin de ısrarıyla tekrar müziğe yönelir, piyano ve şan eğitimi alır, dereceyle mezun olur.
***
Ufa radyosunda ses mühendisi olarak iş bulur, aynı zamanda kendi şarkıları üzerinde çalışır.
Okuldan tanıdığı arkadaşlarıyla Zemfira'yı kurar, Ufa'da birçok yerde sahne alırlar.
Demolarını birçok yere gönderirler, sonuçta Moskovalı Rock grubu Mumiy Troll'un kurucusu Ilya Lagutenko tarafından keşfedilirler.
***
99 da Zemfira albümü yayınlanır. Rock müziğine aç ve Batıya göre oldukça kapalı kalmış Rus toplumu tarafından adeta sünger gibi emilirler.
Kino'dan sonra bu kadar ses getiren başka bir grup olmamıştır.
Küçük bir ayrıntı, 90 da solistleri Victor Tsoi'un bir araba kazasında hayatını yitirmesi Kino'nun sonu olmuştur.
Ayrıca bir Rock grubunun solistinin kadın olması kapitalizme yeni yeni açılan Ruslara çok yabancıdır. Zemfira birçok kadın programına katılmış tipik evkadını sorularına maruz kalmıştır.
"neden makyaj yapmıyorsun?"
"kocan var mı?"
"genç bir kızsın , bu depresyon nedir?
"yemek yapmayı biliyor musun?"
Zemfira zeki bi hatundur; " araba bile tamir edebilirim neden yemek yapamayım?"
***
Cinsel tercihi spekülasyon konusu olsa da bu bizi hiç ilgilendirmez, ancak bilmek isteyenler için yazıyorum. Şarkı sözlerinden dolayı bu çıkarıma varılmıştır, söz konusu olan parça Sneg (KAR) dir. Zemfira özel yaşantısını hep özel tutmuştur.
Sneg (Snow)
I burst into your life, and you freaked out.
I wanted love and u didn’t want.
May be I’m saying something wrong?
U are silent. But listen to me!
I’m giving u a star, selling my soul…
Use ur ears!
I dreamed so, that ppl could think in a different way…
Uhm… ill-luck, I got myself under the distribution.
The first snow is there but even IT is useless.
God, I’m a cynic and u are talking about a soul!
Don’t harm my ears!
I realize: conversation is useless
I don’t wanna argue with u.
Do u believe? No… u even KNOW it.
U can fly down, fly away or get tired flying…
U can leave or stay…
But u are melting! Snow…
40 minutes were as short as a phrase “see u 2morrow”
the snow is on the boots and the utter lie in the eyes.
I’m so tired… what did u want? Do u know? …not…
Evidently there was something…
and that’s why u are playing the fool tensing me.
I realize: conversation is useless
I don’t wanna argue with u.
Do u believe? No… u even know it.
U can fly down, fly away or get tired flying…
U can leave or stay…
But u are melting! Snow…
Suzanne Vega'ya mı benzettiniz? ıııh bence alakası yoktur :)
***
Günler geçer Zemfira artık ünlüdür. Rammstein, Queen, eski Rus primadonnaları ile çalışır.
Önce Moskovaya yerleşir,felsefe okur, son olarak bildiğim Londrada yaşadığı.
Albümlerine devam eder. Şarkıları değiştirmeye bayılır, live kayıtları orjinalinden o kadar güzeldir ki ilk defa duymuş gibi şaşırırsınız.
Nitekim, aşık olunacak ama uzak durulması gereken melankolik kadınlardandır. Mutlak surette bilinmesi gereken bir müzisyendir.
Live kayıtları bir başka güzeldir, ilk olarak bir TV programından başlayayım, bir Kino cover ı . Kalite düşüm ama altyazı var ;)
Macho
Сказки (Tavsiye)
Samolet-Uçak Bu da benim en sevdiğim , Live version
ilginizi çeker de albümleri isterseniz
ftodecide@gmail.com
16 Şubat 2010 Salı
en kötü filmimiz böyle olsun

[bunu da ben yazdım ne var yani copypaste'lediysem buraya:)]
"how happy is the blameless vestal's lot!
the world forgetting, by the world forgot.
eternal sunshine of the spotless mind!
each pray'r accepted, and each wish resign'd."
alexander pope'un 'eloisa to abelard' adlı şiirinde geçen bir cümle, eternal sunshine of the spotless mind! aslında filmin senaryo yazarı Charlie Kaufman'ın önceki senaryolarından birine de (being john malkovich) konu olmuş bir şiir. Kaufman neden bu kadar takıldı bilemiyorum ama bence aynı şiirden bir kaç film daha çıkarsa hiç fena olmaz.
evet.
bir aşk filmi 'eternal sunshine of the spotless mind'.. ancak bilinen aşk filmlerinin bir hayli dışında. biten her aşkın sonunda dillendirilen bir fikirden, 'O'nu unutmanın akla gelen ilk çözümünden yola çıkıyor film 'eski sevgiliyi ve tüm hatıralarını beyninden sildirmek'. peki bu kadar marjinal, bu kadar gerçek dışı bir fikir nasıl olur da aşk filmleri arasında ,gerek eleştirmenler gerekse izleyenlerce bambaşka bir yere sahip olur. işte tam da burada charlie kaufman'ın kaleminin ve michel gondry'nin düşsel görselliğinin başarısı kendini gösteriyor.
"neden bana ilgi gösteren her kadına aşık oluyorum". bunlar filmin kahramanlarından sakin, utangaç joel barish'in sözleri. kendisinin aksine yaşama sevinci ile dolu çılgın clementine kruczynski ile tanışmasıyla başlıyor her şey ve sinema tarihinde artık bir kült haline gelmiş hikaye müthiş görselliğiyle sevdiriyor kendini. filmde clementine isminin seçimi de bir 80'ler efsanesi olan çizgi film clementine'da da geçen,kaybedilen ve özlenen sevgiliye adanan şarkıdan sçilmiştir: "oh my darling clementine,you're lost and gone forever"... ilk görüşmeleri, görüştükleri yer, sevmeleri, sevişmeleri, kıskançlıkları, kavgaları, inanmadan birbirlerine söyledikleri, ayrılıkları ve nihayet birbirlerini hafızalarından sildirmeleri (ya da sildirme çabaları..)
"don't forget, with lacuna, you can forget!" filmin konusu kadar absürd bir şirket: lacuna inc. hafızanızdan o muhteşem aşkınıza dair ne varsa siliyor. inanılması güç! aslında baştan oldukça profesyonel ve başarılı bir şirket gibi dursa da "aşk nelere kadir" yine galip geliyor filmde. kendisini hafızasından sildiren clementine'ı aynı yolla unutmak isteyen joel'in işlem sırasında, makinalara bağlıyken bundan vazgeçmesine (tam da gondry'nin döktürdüğü dakikalar) şahit olmak, filmin büyülüyeci atmosferini solumak, neden bu kadar iyi bir film sorusuna cevabını da şüphelere yer bırakmadan veriyor.
daha ilk buluşmalarında filmin afişinde de beraberce uzandıkları görülen buzla kaplı gölün üzerindeki çatlaklar ilişkilerinin de benzer çatlaklara gebe olacağına dair bize ipuçları verir gibidir. onca kavgadan, ayrılıktan sonra kendisini hafızasından sildiren clementine'ın joel'a "do i know you" deyişi en çok yaralayan sözler olmuştur.
aşklarını, ayrılmak istemeyişlerini, anlatan sahnede ise ;
joel-wait waitclementine- why!
joel- i dont know just wait
cle - ok!
.. sözler bitmiştir, çünkü birbirlerine söyleyemek istediklerini ifade edebilecek bir yol yok, bir kelime yoktur.
filmin en güzel sahnelerinin geçtiği yer ise new york long island'daki montauk kasabası. long island'ın en doğusunda yer aldığı için yılın ilk güneşinin görüldüğü yer de burası. işte joel'in, sonsuz günışığı clementine'ın hayatından çıkmaması için, hafızasından sildirme işlemi sırasında uyanmaya çalıştığı sahnede, clementine'ın joel'in kulağına "meet me montauk" diyerek fısıldaması da kaufman'ın müthiş ironisine bir örnek (müthiş ironi felan diyorum, sinema yazarı gibi hissettim, irite oldum lan)
ne kadar yazarsam yazayım filmi ne kadar sevdiğimi ve ya onun nasıl, ne kadar iyi bir film olduğunu anlatamam biliyorum. sözlerimi bitirirken de sıradaki şarkıyı tüm joel ve clementine hayranlarına armağan ediyorum, beck'ten geliyor :P
"i need your loving like the sunshine
and everybody's got to learn sometime"
öptm kib bye
lekesiz zihinlere sonsuz günışığı dileyen okanitto14 Şubat 2010 Pazar
"sensitiv miitbol"
[evet kitchen'da misafir ağırlamaya başladım ve ilk olarak da jewel adlı süpersonik badimden süpersonik bir yemek post'u an itibariyle yayında! kendisi teveccüh etti, ne kadar teşekkür etsem az.. lafı uzatmadan "jewel'i mutfakta yakaladık" magazinliğiyle bitirmek istiyorum, buyrun :p)
En güzel yemekler tabii ki soul kitchen’da pişer!
Ecnebiler için free olan friday bizim için değilse bile, -hafta sonu çalışılmayacaksa- hepimiz için Cuma günü sevilesi olduğu kadar da beklenen gündür. Ben de Cuma gününden türlü çeşit planlar yapıp Cumartesi - Pazar hiçbirine uymaz, yayılıp yatmayı, pencerenin ardındaki mevsim normallerinin dışladığı havaya tercih ederim hep. Ama evde olunca mutfaktan kaçılmıyor. Serde aşçılık da var az biraz (peeh! Yan bahçem). Hal böyleyken gel de girme mutfağa, gel de en alakasız zamanlarda evdeki malzemelerle en muhteşem ne yapılabiliri düşünme, gel de o hafta sonu “bi şey pişirip tattırmazsa ölecek hastalığı”n nüksetmesin…

Nitekim bu haftasonu da öyle oldu. Saat 12:00’da gittiğim Annane ziyaretinden saat 18:30 civarı dönüp, kolları sıvadıktan sonra: “ bir Karadenizli içli köfteyi nasıl yapar?” konulu tezimi icra etmeye koyuldum. Kıymalı içi hazırlayıp dondurucuda bekletirken; bulguru , irmiği ve unu sıcak suyla has Adanalı dostum pusarık’ın tüyoları ve zihnimde canlanan sesi ile yoğururuyordum. Gözümde büyüyen hamurumsu şeyi kapatırken annemin de bana yardım etmekten imtina edeceğini hiç düşünmemiştim. Fakat anne yüreğiydi, dayanamayacaktı. Kezlerce eklenen suya bana mısın demeyen un, bulgur, irmik ve salça dörtlüsünü zar zor toparladıktan sonra; kıyma, 1 kase su (hamuru kapanması için ikna ederken kullanacaktım) ve donmuş kıymayı bir tepsiye alıp salona geçtim. Başladım şekillendirmeye. Pusarık’ın tavsiyelerini göz önünde tutarak elimde çeviriyordum çevirmesine, lâkin bir türlü onun dediği gibi yapamıyor, yeni yeni stiller geliştirerek kapatmaya çalışıyordum. Abimle ablam “n’oolacak bu memleketin halları” temalı hararetlere girmiş, annemse beni izlerken, yılların içli köfte yapıcısıymışçasına: “onu elinde yuvarlayacaksın, öyle kapanmaz o” diyordu. Neden sonra (oh be bu kalıbın da yeri geldi, ahir ömrümde nihayet kullanabilme şerefine nail oldum) kalkıp bana yardım etmek aklına geliverdi. Fakat benden de sabırsız olacak ki anacığım : “iyi ki ben Adanalı filan değilim, bu çekilir şey mi, ne bu yaa?” diyordu, elinde yuvarlayıp şekle sokamadığı hamurları benimkinden farklı olarak top top yaparken. Zaten beşincide de pes etti. Ama ben yılmadım. Başladığım işi bitirmemekle bilinen ben, mevzu yemeğe gelince, dişimi sıkıyor, gözümü karartıyor (ne alakaysa) ve mangalda kül bırakmıyor(yok ya, bu da olmadı) …. Bi şekilde neticelendiriyordum. Cebren ve hile ile kapattığım içli köfteleri kaynayan suya attım, bir kısmını da kızartarak deneyeceğim için saklama kabına koyup kaldırdım. Haşladıklarımın içinden üç tane alıp bir servis tabağına koyarak, üzerine salça, tuz, baharat, şeker, sarımsak ve sıvıyağdan müteşekkil sosumdan ekleyip derhal tekrar salona geçtim ve meraklı damaklara tattırdım. Hepsi beğendi, uyuz abim kızartılmasından yana olduğunu söyledi. Ben de denedim, sonuçtan çok memnun kaldım. Bir Karadenizli içli köfteyi nasıl yaparmış detaylı ve fotoğraflı olarak sunuyorum şimdi. Ne sihirdir ne keramet, soul kitchen’da marifet!
Sevgili badim, cancişim, karşim okannito’nun teşviki ve dahi nazik davetiyle misafir olduğum bu kitchen, görüp görebileceğim en şahane mutfak olarak zihnime iri puntolarla, yaldızlı ve tezhipli bir şekilde işlenmiş bulunmakta bundan gayrı. Bana bu enfes mutfakta çalışma olanağı verdiği için okannitocuğuma sonsuz teşekkürlerimi sunarım efenim. Afiyet olsun.
En güzel yemekler tabii ki soul kitchen’da pişer!
Ecnebiler için free olan friday bizim için değilse bile, -hafta sonu çalışılmayacaksa- hepimiz için Cuma günü sevilesi olduğu kadar da beklenen gündür. Ben de Cuma gününden türlü çeşit planlar yapıp Cumartesi - Pazar hiçbirine uymaz, yayılıp yatmayı, pencerenin ardındaki mevsim normallerinin dışladığı havaya tercih ederim hep. Ama evde olunca mutfaktan kaçılmıyor. Serde aşçılık da var az biraz (peeh! Yan bahçem). Hal böyleyken gel de girme mutfağa, gel de en alakasız zamanlarda evdeki malzemelerle en muhteşem ne yapılabiliri düşünme, gel de o hafta sonu “bi şey pişirip tattırmazsa ölecek hastalığı”n nüksetmesin…

Nitekim bu haftasonu da öyle oldu. Saat 12:00’da gittiğim Annane ziyaretinden saat 18:30 civarı dönüp, kolları sıvadıktan sonra: “ bir Karadenizli içli köfteyi nasıl yapar?” konulu tezimi icra etmeye koyuldum. Kıymalı içi hazırlayıp dondurucuda bekletirken; bulguru , irmiği ve unu sıcak suyla has Adanalı dostum pusarık’ın tüyoları ve zihnimde canlanan sesi ile yoğururuyordum. Gözümde büyüyen hamurumsu şeyi kapatırken annemin de bana yardım etmekten imtina edeceğini hiç düşünmemiştim. Fakat anne yüreğiydi, dayanamayacaktı. Kezlerce eklenen suya bana mısın demeyen un, bulgur, irmik ve salça dörtlüsünü zar zor toparladıktan sonra; kıyma, 1 kase su (hamuru kapanması için ikna ederken kullanacaktım) ve donmuş kıymayı bir tepsiye alıp salona geçtim. Başladım şekillendirmeye. Pusarık’ın tavsiyelerini göz önünde tutarak elimde çeviriyordum çevirmesine, lâkin bir türlü onun dediği gibi yapamıyor, yeni yeni stiller geliştirerek kapatmaya çalışıyordum. Abimle ablam “n’oolacak bu memleketin halları” temalı hararetlere girmiş, annemse beni izlerken, yılların içli köfte yapıcısıymışçasına: “onu elinde yuvarlayacaksın, öyle kapanmaz o” diyordu. Neden sonra (oh be bu kalıbın da yeri geldi, ahir ömrümde nihayet kullanabilme şerefine nail oldum) kalkıp bana yardım etmek aklına geliverdi. Fakat benden de sabırsız olacak ki anacığım : “iyi ki ben Adanalı filan değilim, bu çekilir şey mi, ne bu yaa?” diyordu, elinde yuvarlayıp şekle sokamadığı hamurları benimkinden farklı olarak top top yaparken. Zaten beşincide de pes etti. Ama ben yılmadım. Başladığım işi bitirmemekle bilinen ben, mevzu yemeğe gelince, dişimi sıkıyor, gözümü karartıyor (ne alakaysa) ve mangalda kül bırakmıyor(yok ya, bu da olmadı) …. Bi şekilde neticelendiriyordum. Cebren ve hile ile kapattığım içli köfteleri kaynayan suya attım, bir kısmını da kızartarak deneyeceğim için saklama kabına koyup kaldırdım. Haşladıklarımın içinden üç tane alıp bir servis tabağına koyarak, üzerine salça, tuz, baharat, şeker, sarımsak ve sıvıyağdan müteşekkil sosumdan ekleyip derhal tekrar salona geçtim ve meraklı damaklara tattırdım. Hepsi beğendi, uyuz abim kızartılmasından yana olduğunu söyledi. Ben de denedim, sonuçtan çok memnun kaldım. Bir Karadenizli içli köfteyi nasıl yaparmış detaylı ve fotoğraflı olarak sunuyorum şimdi. Ne sihirdir ne keramet, soul kitchen’da marifet!
Sevgili badim, cancişim, karşim okannito’nun teşviki ve dahi nazik davetiyle misafir olduğum bu kitchen, görüp görebileceğim en şahane mutfak olarak zihnime iri puntolarla, yaldızlı ve tezhipli bir şekilde işlenmiş bulunmakta bundan gayrı. Bana bu enfes mutfakta çalışma olanağı verdiği için okannitocuğuma sonsuz teşekkürlerimi sunarım efenim. Afiyet olsun.
11 Şubat 2010 Perşembe
alice'i beklerken viktor ölüler diyarında


"bu elimle hafifleteceğim acılarını
kadehin hiç boş kalmayacak
ben olacağım şarabın
bu mumla karanlıkta yolunu aydınlatacağım
ve bu yüzükle benim olmanı istiyorum"
*çok dandik bir evlilik yemini kabul edelim
filmde kararsiz kaliyor insan. bir emily bir viktorya'yi seviyorsun. guzel bir kararsizlik.. çok çok eglenceli karakterlere sahip tim burton harikasi corpse bridge.. hic uzun degil, hic sıkıcı degil.. muzikleri şarkıları da şahane..
ayrica emily bir nav'idir. neyitri'den sonra en guzelidir hatta.. ^3d gözlüğümü takıp eywa ana'ya saygılarımı yolluyorum.
öptm kib bye
diri okanitto :)
10 Şubat 2010 Çarşamba
bashir o nasıl vals allaaşkına !

"moloz yiginin icinde gozume bir el kucuk bir el takildi. yiginin icinden cikmis kucuk bir cocuk eliydi. yakindan baktigimda buklelerini gordum. kivircik sacli bir yuz toza bulanmisti. ayirt etmek cok guctu. ama bir kafaydi burnuna kadar gorunuyordu. bir kafa ve bir el. benim kizim da o kiz cocuguyla ayni yaslardaydi. onun da saclari kivircikti."
1982 yılında ki sabra ve şatilla olaylarını anlatıyor film.. çizgiler müthiş. o ne guzel muzikler, o ne guzel şarkilar, havai fisek ve ses gosterileri.. hele "ask gemisi"nde calan o sarkida sanki en mutlu gunundesin.. ses'ler muthis.. hepsi ayri bir sevinc gibi. kapat gozlerini sanki en mutlu düğün.. ama gözlerini açtığında hiç mutlu bir şey göremezsin.
"hafiza canlidir. eger bazi detaylar kaybolduysa boşluklari hic olmamis seylerle doldurur" diyor film belki de bu nedenle içler acısı bir savaşı bu şekilde güzelliklerle doldurmuş..
genç ve güzel kızlarımızı filme çekmek için de not: herif aynı burak hakkı'ya benziyor :p
öptm kib bye
okanitto
8 Şubat 2010 Pazartesi
bu su hiç durmaz dedik !
"evet nerde kalmıştık "
ben bu akşam bi karar verdim. genelde yapmam. genelde kararsız, huzursuz, septik devam ederim yaşama. ama bu akşam karar verdim hacı : kitchen'a devam..
evi dağıtmadan yapıcaz bişeyler. niye dağıtmıcakmışız peki ?
-bir gün dönerlerse geri, temiz bulmalılar evi :)
hişşş seyirci öyle boş bakınız yok. sana gelicem. isticem de isticem. hazır ol.
şimdilik beni rahatta dinleyin
öptm kib bye
tutkuyla bağlı olan yalnız ve güzel okanitto :)
ben bu akşam bi karar verdim. genelde yapmam. genelde kararsız, huzursuz, septik devam ederim yaşama. ama bu akşam karar verdim hacı : kitchen'a devam..
evi dağıtmadan yapıcaz bişeyler. niye dağıtmıcakmışız peki ?
-bir gün dönerlerse geri, temiz bulmalılar evi :)
hişşş seyirci öyle boş bakınız yok. sana gelicem. isticem de isticem. hazır ol.
şimdilik beni rahatta dinleyin
öptm kib bye
tutkuyla bağlı olan yalnız ve güzel okanitto :)
6 Şubat 2010 Cumartesi
bu su hiç durmaz !
ulan sabahtan beri boğazıma takıldı bütün kelimelerim.
üzüntüden.
sinirden!
özür de neymiş.
blogun aq size bişey olmasın.
zerre şüphem, zerre kırgınlığım yok.
ne yapıyorsanız dosdoğrusunu yapıyorsunuzdur.
ama sizi çok seviyorum lan. tahmininizden daha çok.
çok alışmıştım biliyor musunuz. (bu cümlenin sonuna soru işareti koymak isterdim ama cevaplarım gitti zaten)
alışkanlık çok kötü lan.
"aşk başlar, aşk biter, ama önemli olan ortasıdır" demiş ortaçgil,
blog başlar, blog biter, ama önemli olan ortasıdır diyorum.
kardeşiniz burda.
bir telefon uzakta:
size gitmeyin demeyeceğim ! ama
"toparlanın gitmiyoruz" diyeceğiniz zamanı da bekliyorum.
kardeşiniz done.
üzüntüden.
sinirden!
özür de neymiş.
blogun aq size bişey olmasın.
zerre şüphem, zerre kırgınlığım yok.
ne yapıyorsanız dosdoğrusunu yapıyorsunuzdur.
ama sizi çok seviyorum lan. tahmininizden daha çok.
çok alışmıştım biliyor musunuz. (bu cümlenin sonuna soru işareti koymak isterdim ama cevaplarım gitti zaten)
alışkanlık çok kötü lan.
"aşk başlar, aşk biter, ama önemli olan ortasıdır" demiş ortaçgil,
blog başlar, blog biter, ama önemli olan ortasıdır diyorum.
kardeşiniz burda.
bir telefon uzakta:
size gitmeyin demeyeceğim ! ama
"toparlanın gitmiyoruz" diyeceğiniz zamanı da bekliyorum.
kardeşiniz done.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)